Maçın ilk yarısı, geçen yılın 0-3’lük Ajax-Galatasaray maçını, ikinci yarısıysa yine geçen yılın 5-1’lik Eintracht Frankfurt-Galatasaray maçını hatırlattı.
İlk yarıyı herhangi bir birinci torba takımı oynasa, ancak bu kadar üstünlük kurabilirdi Sporting Lizbon karşısında. Buna rağmen skor berabereydi ama genel tablo çok umut vericiydi. Ne Osimhen’in ne de Lemina’nın eksikliği hissedildi bile.
Devre arasında hepimiz umutlu ve neşeliydik. İkinci yarıda gelecek müstakbel galibiyeti beklerken çayımızı içiyorduk.
İkinci yarıda rüya sona erdi. Klasik Galatasaray deplasman sorunsalı hortladı. Bir atak bile geliştiremeden maç tamamlandı. Sürekli arkaya adam kaçırıldı. Goller de bu yüzden yenildi. Ne yaptığını bilmeyen sıradan bir takıma dönüştü Galatasaray.
Bir yanımız bahar, bir yanımız kara kış…
Takımın potansiyelinin farkındayız. Bu bize umut ve güven veriyor. Fakat kış tarafı başlayınca donup kalıyoruz. Sahada bir acemiler ordusu misali…
Bu istikrarsızlık bazen iki farklı yarıda, bazen maçın farklı bölümlerinde, bazen de farklı maçlarda ortaya çıkıyor.
Her şeye rağmen durum kötü değil. Ligde lider Galatasaray. Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maç ise kâğıt üzerinde puan almamayı göze alabileceğimiz bir deplasmandı.
İlk yarının bize verdiği umut, ikinci yarının acısını artırsa da karamsar olmaya gerek yok.
Maçın hakeminin çok tartışılacak, hayati ve aleyhimize verdiği kararlar var. Orası apayrı bir konu ve değiştirme gücümüz yok. Ancak ikinci yarıda oynadığımız oyunu artık değiştirmemiz lazım. Bu kesin.
Bir de maçı İlkay, Lesley ve Nhaga’dan oluşan üçlü orta saha ile bitirdiğimizi düşünürsek, ciddi bir kadro planlaması sorunu var. Nitekim bu üçlü, herhangi bir sıradan lig maçında bile birlikte veya ayrı ayrı oynamamış. Bir Şampiyonlar Ligi deplasmanını kurtarmalarını bekledik. Bu çok tezat bir durum.
Leao umut veriyor. Batrokov için kararsızım. Okan Hoca’nın da formunu artırması gerekiyor.
