Sezon başında görünen tablonun tam aksine, Ankaragücü son haftalara play-off iddiasıyla giriyor.
Kastamonuspor karşısında alınan galibiyet, takımı 9. Sıradan çizilen bir play-off hattına taşıdı.
Artık ligde mücadele sıralamaları belirginleşiyor.
Lig’de 2. sıra ile 9. sıra arasındaki takımların büyük bölümü play-off potasının içinde kalacak gibi görünüyor. Bu nedenle alınan bu galibiyet, Ankaragücü’ne önemli bir psikolojik üstünlük sağladı.
Ligin en az gol yiyen takımı olan ve 18 maçtır kaybetmeyip bu hafta Elazığspor’a mağlup olan Muğlaspor ile oynanacak karşılaşma oldukça önemli. Teknik direktör Recep Karatepe, maç sonrası basın toplantısında Muğlaspor maçını bir ölüm kalım maçı olarak görmediklerini, diğer maçlara hazırlandıkları gibi gerekli önlemleri alarak hazırlandıklarını ifade etti.
Öte yandan Ankaragücü, uzun yıllardır “kritik” olarak adlandırılan maçlarda maalesef iyi performans gösteremiyor. Bu nedenle Muğlaspor maçında bir puan kaybı yaşansa bile iddianın devam edeceğini düşünüyorum.
Nitekim dün Zankaspor Youtube kanalında da söylediğim gibi:
“Kazanan her zaman haklıdır. Mevcut durumda iddialı bir halde bulunulduğuna göre ortada bir başarı vardır.”
Ankaragücü bu sezon başından beri yönetimsel krizlerle, üç ayrı başkan ve yönetimle yoluna devam ediyor. Sezon başından itibaren yaşanan bu karmaşada bizler de zaman zaman birbirimize düştük, fikir ayrılıklarımızın keskinleştiği dönemler oldu.
Ancak dün yayında da söylediğim gibi, oldukça kritik haftalara geldiğimiz bu günlerde yapılması gereken tek şey takımın arkasında durmak ve koşulsuz destek vermektir.
Bu şartlarda ödenen paralar ve gösterilen performans düşünüldüğünde takım başarılı bir şekilde yoluna devam ediyor. Böyle bir tabloda çeşitli çekinceler nedeniyle bu yürüyüşe destek vermemek doğru değil.
Bu takımın bir an önce bu ligden yukarı çıkması gerekiyor.
“Yasak var, borç var, çıksan ne olacak?” gibi fikirler elbette gelebilir. Ancak üst lige çıkıldığında gelirler, ilgi ve kaynaklar çok daha büyük olacaktır.
Başkan İlhami Alparslan’ın “Eğer ligde yükselebilirsek, kişisel borçları herkesin önünde anlaşarak yırtarız ve yaklaşık 800 milyon liralık bir borçla yolumuza devam ederiz.” sözünden de, o durumda gelecek desteklerle camianın önünü açmayı planladığı anlaşılıyor.
Bu yüzden yapılması gereken, şu aşamada elimizden gelen desteği vermek ve motivasyonu yükseltmektir.
Ancak bu yazıda, son haftalarda saha sonuçları gelmesine ve yönetimsel krizlerin bir nebze çözüldüğü görüntüsüne rağmen taraftarın neden tribünden uzak kaldığı konusuna da değinmek istiyorum. Çünkü konuştuğumuz herkesin yaşadığı bu duyguları ben de yaşıyorum.
Ankaragücü, Cemal Aydın dönemi sonrası özellikle Melih Gökçek döneminde siyasetin tam göbeğinde yer almasının bedelini çok ağır ödedi.
Mehmet Yiğiner ile bu kimlikten arınıp tekrar başarıyı yakalaması aynı sürece denk gelmişti. Takımın yeniden ayağa kalkması, şehirde oluşan sinerji ve siyaseten üstü çizilmiş bir kulübün yeniden toparlanması süreciydi. O dönemde camianın her kesimi ciddi destek vermişti.
Ancak gelen başarıdan sonra Yiğiner yönetiminin yine siyasi isimler tarafından uzaklaştırılması ve sonrasında yaşananları tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Zaten bunları günlerce konuştuk.
Bugün taraftarın içinde bulunduğu bıkkınlık ve yorgunluk hali, daha önce izlediği bir filmi tekrar izliyormuş hissiyatı yaratıyor. Bu da doğal olarak heyecanı azaltıyor.
Aynı siyasi oluşumun farklı isimleri tarafından sürekli vaatlere maruz kalan, sonunda küme düşen ve maddi olarak büyük çıkmazlara giren bir camia bugün yine benzer duygular taşıyor.
Mevcut başkan İlhami Alparslan bir iş insanı ya da büyük bir kişisel serveti olan biri değil. Kendisi bir memur ve siyasi ilişkileri aracılığıyla bazı kaynaklar yaratabiliyor. Bu sayede bugünleri kurtarıyor.
Ancak bunun sürdürülebilir olup olmayacağını kimse bilmiyor.
Zaten ortada güçlü bir yönetim yapısından söz etmek de zor. Daha çok kendisi ve kurduğu ilişkiler üzerinden gelen kaynaklarla yürüyen bir sistem var.
Bu durum, siyasetin kirliliğini defalarca yaşamış bir camiayı doğal olarak tedirgin ediyor. Çünkü siyasi akıl bu destekten vazgeçtiği anda bu kaynakların kesilmesi kaçınılmaz.
Bunu Faruk Koca döneminde gördük. Tüm kurumlardan ciddi para girişleri olmasına rağmen bırakılan yerde yaklaşık 2,5 milyar liralık bir borçtan söz ediyoruz.
Geleceğin planlanmadığı, kişisel siyasi güçlere dayanarak ilerleyen yolların sonu çoğu zaman kötü hikâyelerle bitiyor.
Bunu en iyi bilen camialardan biri de Ankaragücü camiasıdır.
Bu nedenle tek bir kişi üzerinden ve tek bir siyasi kaynaktan gelen destekle yürüyen bir yapıya olan güven doğal olarak sınırlı kalıyor. Şehir bir araya gelemiyor. Çünkü günün sonunda “biz bu filmi daha önce gördük” hissiyatı çok ağır bir yıkım bırakabiliyor.
Bu sezon için yapılabilecek çok fazla şey yok.
Olmayan yönetim yapısına rağmen yaratılan kaynaklarla takım bu noktaya geldi ve iyiye doğru gidiyor. Bu nedenle bugün yapılması gereken, tüm bu hassasiyetleri bir kenara bırakıp bir an önce bu ligden çıkabilmektir.
Zaten mevcut yönetim modelinin uzun süre devam etmesi de mümkün görünmüyor.
Daha önce yaşanan travmatik kırılmaları hatırlatan pek çok unsur var. Taraftarın Yiğiner dönemindeki gibi ayağa kalkması bugün için çok da gerçekçi bir beklenti olmaz.
Bir dönem 25 bin kişinin deplasmana gittiği günlerden tekrar bu noktaya gelmiş olmak ciddi bir kırılmadır.
Bu anlaşılabilir.
Ancak bu ligden kurtulduktan sonra bu hesabı görmek çok daha makul olacaktır.
O zaman tek bir kişinin siyasi ilişkileriyle değil, güçlü ve maddi imkânı olan isimlerin oluşturacağı bir yönetimle hikâye farklı yazılabilir.
Elbette bunun da kendi içinde riskleri vardır.
Ancak memleketin keskin şekilde ayrıldığı siyasi ortamın tam ortasında olmak ve tek kaynağı orası olarak görmek doğal olarak bu sonucu doğuruyor.
Söylediğim gibi, bugün için hikâye başka, lig başka.
Bu ligde hikâyeler çok farklı yazılabiliyor ve biz de bunu yaşıyoruz.
Bir süre travmaları, çekinceleri, korkuları ve beklentileri bir kenara bırakıp gelinen noktayı farklı okumak gerekiyor.
Destek şart.
Başarı çok yakın.
