Maçın daha ilk düdüğünde Tedesco’nun niyeti belli oldu. Orta sahayı yok sayan beşe beş düzen, yüksek pres ve rakibi boğma isteği… Bu plan, Antalyaspor’u neredeyse hiç ceza sahasına sokmadı. Talisca ve Asensio gibi genelde top bekleyen isimlerin oyunu taşıyan rolde kullanılması ise alışılagelmiş ezberi bozan bir hamleydi. Ancak düşünce ne kadar parlak olursa olsun, sahadaki karşılığı sınırlı kaldı.
Fenerbahçe adına gecenin en ağır işini İsmail Yüksek üstlendi. Altı numaradaki üstün performansıyla hem geçiş yollarını kapadı hem de takımı diri tuttu. En Nesry’nin bile zaman zaman geriye gelip baskıya katkı verdiği bir oyuna tanık olduk. Emre Belözoğlu ise bu enerjiyi kanatlarda kırmak istedi; ikiye bir kurgularla Fenerbahçe’nin hızlı ayaklarını susturmayı başardı. Duran toplara mahkûm edilen rakip de orada verimsiz kaldı.
Bu dengeyi bozacak tek şey bir hataydı. Nene’nin bire birde yarattığı baskı penaltıyı getirdi. Ve topun başına Talisca geçti. Son iki denemesinde kaçırmasına rağmen bu kez sorumluluktan kaçmadı. On binlerce taraftarın önünde o topu kullanmak, yalnızca ayak değil yürek işiydi.
Ardından Oosterwolde’nin çizgiden çıkardığı top geldi. Belki de maçın en kritik ânı buydu. Çünkü o gol olsaydı tüm senaryo tersine dönebilirdi.
Bugünlerde Samandıra’da dengeler sarsılmış durumda. Fred, Symanski, İrfan Can gibi ağır toplar on birin dışında kalırken, Gökhan Gönül’ün de rolünün azaldığı bir dönem yaşanıyor. Böyle bir atmosferde alınan bu galibiyet, dalgaları dindirmez belki ama rüzgârın yönünü biraz olsun değiştirir.
