Gelişi büyük ses getirmişti.Futbol dünyasının en tanınmış teknik direktörlerinden biri, ayağını Türkiye topraklarına bastığında milyonlarca Fenerbahçeli hayal kurmaya başlamıştı.
Stadyumda binlerce taraftar onu karşıladı, sloganlar atıldı, umutlar yeşerdi.
Bu kez farklı olacaktı. Bu sezon, artık sonun başlangıcı değil; şampiyonluğun habercisi olacaktı.
Ama ne yazık ki öyle olmadı.
Lig henüz bitmemişken, yarıştan kopuldu. Avrupa kupaları erkenden el salladı. Türkiye Kupası da beklentilerin çok uzağında kaldı.
Ve en acısı: taraftarın inancı sarsıldı.
Mourinho, geldiği günden bu yana sürekli dış faktörleri işaret etti.
Hakem kararları, futbol düzeni, şartlar, ortam…
Kendisine dönüp bir kez olsun “ben nerede hata yaptım” demedi.
Sorumluluk almak yerine, sitem etmeyi tercih etti.
Takımın sahadaki görüntüsü, beklentilerle örtüşmedi.
Haftadan haftaya değişen kadrolar, sahada ne oynadığı belli olmayan bir ekip görüntüsü verdi.
Derbilerde alınan sonuçlar, yalnızca skor açısından değil; ruh ve mücadele anlamında da hayal kırıklığıydı.
Son Beşiktaş maçında, sanki şampiyonluk yarışında olan bir takım değil de sezonu çoktan kapatmış bir kadro vardı sahada.
Ne enerji, ne birlik, ne inanç…
Sadece yorgunluk ve dağınıklık.
Fenerbahçe taraftarı her geçen maç biraz daha koptu takımından.
O büyük coşku, yerini sessiz bir kırgınlığa bıraktı.
Bunun adı sadece başarısızlık değil, bir iletişim ve inanç kaybıydı.
Sayın Mourinho, belki futbol kariyerin boyunca birçok şeyi başardın. Ama bu hikâye olmuyor.
En azından bu kez, “benden bu kadar” deme cesaretini göster.
Oteline değil, doğrudan İstanbul Havalimanı’na git.
Hem kendin için, hem Fenerbahçe için en doğru karar bu olacak.
