Doğduğumdan beri Ankaragücü’nün içerisindeyim. Bizim nesil, Ankaragücü’nün başarılarına pek rast gelemedi ama geçmişin gücünü dinleyerek büyüdü. Bu sayede de, “Gururluyuz, Güçlüyüz; Biz, Ankaragüçlüyüz!” dedik her daim. Sonsuza kadar da böyle diyeceğiz.
Yıllarca gazetecilik mesleğini yapmış ve basın mensubu olarak emek vermiş birisi olarak bu şekilde yazıya başlamak bazı kişiler tarafından eleştiriyle karşılanabilir. Buna da saygı duyarım.
Ancak, gelinen noktada, Ankaragücü’nün son 6 senede 4 kere küme düşürmüş ve Süper Lig’de aldığı şanlı Ankaragücü’nü TFF 2. Lig’e düşürmüş bir zihniyetin ağır sonuçları ile karşı karşıya geldik. Bu zihniyetin başında kimin olduğunu herkes biliyor.
Faruk Koca’da pişmanlık ve mahcubiyet var mıydı?
Bu zihniyetin ardından entübe edilmiş bir takım bırakıldı, en ufak başarı olmamasına rağmen yaklaşık 2,5 Milyar TL borç ile bırakılıp gidildi. Geçenlerde bu zihniyetin baş sorumlusu olan Faruk Koca’yı bir televizyon programında dinledim, açıkçası şok geçirerek ve küçük dilimi yutarak açıklamalarını dinledim.
Sanki alt liglere düşürdüğü takımı değil de her sene Avrupa Kupaları’na oynattığı takımı anlatır gibi büyük bir coşkuyla ifadelerini aktardı ve bizde dinledik. Ben, bunları dinlerken bu camianın bir evladı olarak yüzüm kızardı, Faruk Koca’nın yüzünden en ufak bir pişmanlık ve mahcubiyet göremedik. Kendisine sorulsa, “Benim dönemimde bu takım küme düşmedi!” diyecektir, bizim de buna inanmamızı bekleyecektir. İsteyen inanabilir tabii ki!
Faruk Koca’nın “Her ay 100 Milyon TL kaynak bulduk ve takıma harcadık” ifadesine gelecek olursak; ki doğru kabul edelim. Böyle bir harcamanın olduğu yerde futbol ailesine bu denli borç, transfer yasağı ve firmalara bu kadar borç olur muydu? Faruk Koca, kendisi gibi kimsenin de futboldan anlamadığını düşündüğü için biraz bol keseden atıyor ve bu camianın inanmasını bekliyor. Gerçekten büyük hayal kırıklığı oluşturan ve üzüntü verici bir durum.
Faruk Koca’nın kendisi parası olsaydı böyle olur muydu?
Faruk Koca’yı iş dünyasından yakından tanıyoruz ve biliyoruz. Başarılı onca projesi var; aynı zamanda iş hayatında başarısızlığa yer olmadığını çok iyi biliyoruz. Böyle bir mali bir tablonun binde biri bir başarısızlık olsaydı şirketleri içerisinde büyük değişim rüzgârı esmez miydi? Bu başarısızlıktan ötürü herkes ile yolları ayırırdı. Kendi parası olunca bu tedbir alınıyor da 115 yıllık koca çınar olan Ankaragücü’nün kaderi ile oynanırken bu tedbir neden alınmadı? Başka bir yorumum yok o sebeple.
Ercüment Tekin Başkanlığı’nda geçen 72 gün…
Bu yazıda Ankaragücü tarihinin en kötü yönetimlerinden bolca bahsettik, şimdi günümüze gelecek olursak; 72 gündür Ercüment Tekin Başkanlığı’nda bir yönetimi izliyoruz.
Başkan Ercüment Tekin’i ve yönetimindeki birçok kişiyi, yıllardır tanıyorum. Beraber ekmeği bölüştüğüm ve birçok konuda kader ortaklığı yaptım kişiler onlar. Bu demek olmuyor ki, kendilerini eleştirmeyeceğim. Elbette eleştireceğiz, zira kendileri de eleştiri yapılmasını isteyecektir. Olup olmadık her şeyin takdir edilmesi, kendilerini başarısızlığa iteceğini çok iyi bileceklerdir. O sebeple Ankaragücü’ne böyle bir kötülük yapamayız.
Entübe edilerek bir köşeye biçare bırakılan…
Gelinen noktada, bu yönetimi eleştirmek içinde sağlam gerekçeler gerekiyor. Entübe edilerek bir köşeye biçare bırakılan bir takımı devir alıp önce entübeden kurtardılar daha sonra hastaneden çıkardılar.
Yaşamsal faaliyetlerini tüketen bir takıma, can suyu oldular. Durumun ciddiyetini anlamak için tekrar söyleyelim, yaşamsal bulguları bitme noktasına gelen bir takım, şu günkü şartlarda sahaya çıkıp maç yapabiliyor. Bu yönetimin bir başarısı varsa o da, tıbbi bir deyim olan bir ifade ile vital bulguların stabil hale gelmesidir.
Diğer taraftan da “Bunu da yapamayacaklar ise yönetime neden geldiler?” diye yorum yapanlar olacaktır, haklı da bulabilirsiniz bu soruyu ama bu kadar ağır bir tabloyla bırakıp tabiri caizse kaçan bir zihniyeti mi eleştirmek daha mantıklıdır yoksa son kongrede kulübe sahip çıkan bir yönetimi mi? Bunun yorumunu da doğru yapmak gerekir. Bu kulübü bu hale getirenler, paralı pullu diye onların kalemşörlüğünü yapmak çok kolay olabilir ama bu takımın geleceğini düşünerek olaylara yaklaşmayı daha sağlıklı buluyorum. Ben, bu ikinci kısımdayım.
Şeffaflık Sözü!
Ocak 2025 ile son yapılan kongreye kadar Ankaragücü’nde en ufak ödeme bile yapılmamıştı. Futbol ailesini geçtim, asgari ücret ile çalışan personellerin bile ödemeleri yapılmıyordu. Ocak ayından beri kaderine terk edilmiş bir kulüpte öncelikle iç huzurun sağlanması adına personellerin ödemeleri, sıra sıra ödenmeye başlandı. En ufak gelir kalemi olmayan TFF 2. Lig’deki bir kulüp için 6 aylık, 3 aylık ödemeler bile çok ağır kalemleri ortaya çıkarıyor. Bunların hepsi sağlandı. Bu da önemli bir gelişmedir.
Şeffaflık sözü veren Ankaragücü yönetimi, her ayın başında gelir ve gider tablolarını paylaşıyor. Böyle bir şeffaflığı, son 6 senedeki yönetimden beklemek, hayal dahi edilemezdi. 3 kere bu tablo paylaşıldı, bu tablonun sonucunda borcun bir şekilde aşağıya indiği görüldü.
Tabanca gibi bir takım izledim
Bu denli ağır ve kötü tablonun ardından Ankaragücü’nü, TSYD Ankara Kupası’nda izledik. Mustafa Kaplan yönetiminde kolej havasıyla oluşturulan takımın ne kadar hırslı oynadığına hep beraber şahit olduk. Hırslı oynamak, başarılı olmak için yeterli midir? Değildir elbette ama bir araçtır.
Yaz dönemi kampını henüz tamamlamamış bir takım olan Ankaragücü, Süper Lig’e 1 hafta kala takımını oluşturan ve hazır olduğunu birçok yerde deklare eden Gençlerbirliği’ne karşı maçın birçok dakikasında üstünlük sağladı.
Şöyle bakacak olursak; 20 yaşındaki Atakan Güner, biraz gününde olsaydı karşı karşıya kaldığı iki pozisyonu golle sonuçlandırabilirdi. Onun yerine maçın ikinci yarısında sahne alan Recep Yiğit Sevinç’in akıl dolu vuruşu ise şapka çıkarılacak cinstendi.
Mustafa Kaplan, takım omurgasını oluşturuyor…
Mustafa Kaplan’ın özellikle omurgayı sağlam tutan bir isim olduğunu biliyorum. Bu amaçla bu maça baktığımda 22 numaralı Mert ile 40 numaralı Ahmet Emre Polat ile birlikte dinamizm kazandırıp Miraç ve Hasan Nazarov ile kanatlara inmeye çalışan bir takım hüviyetini gördük.
Bu taktik başarılı oldu, hatta Gençlerbirliği’nin tecrübeli, suratlı ve fizik gücü yüksek oyuncusu Etebo’nun maçta düştüğü çaresiz hali herkes görmüş olacaktır. Hatta maçın son dakikalarında o kadar çok yoruldu ki, saha kenarına dönüp oyundan alınmasını talep etti.
Teknik konuşmak için çok erken ama ben tabir yerindeyse, “Tabanca gibi bir takım” gördüm sahada. Yine de erken konuşmak, şu an için hata olur. Ankaragücü, henüz 3 hazırlık maçı yaptı, Ligin başlamasına daha 20 gün var. İzledikçe daha farklı yorumlar yapabiliriz.
Saha içini konuşmayı özledik…
Açıkçası yıllardır saha içini konuşamıyoruz, saha içini konuşmayı çok özledi bu camia. Şu an transfer yasağı nedeniyle genç oyuncular ağırlıklı bir takım izliyoruz sahada. Aslında mecburiyetten bu görüntü var ama her şerde bir hayır vardır derler. Ankaragücü’nün geleceğini alt yapı kurtaracaktır, transfer yasağı kalksa bile pırlanta gibi olan bu oyunculardan Ankaragücü’nün uzaklaşmaması lazım.
Ankaragücü ruhunun temsilcisi olan altyapıdan vazgeçtiği son 6 senede başına neler geldiğini gördük, oyuncuların bu takımın geleceğini kurtaracağını düşünüyorum.
Özetle, biraz sabırlı olalım ve Ankaragücü’nün geleceğini hep beraber inşa edelim…
