Kim istemezdi ki, grupta oynayacağımız son müsabakadan önce neler yapmamız gerektiğinin planlarını yapmayı.
Ama maalesef, 24 yıl aradan sonra katılmaya hak kazandığımız bir turnuvaya son maça çıkamadan veda etmemiz kesinleşti.
Bu oyunu ve sonucu yerden yere vurmak her Türk vatandaşının en doğal hakkı.
Çünkü turnuvanın başından, oynadığımız son müsabakanın son anına kadar tanınmayacak kadar kötü bir görüntü verdik.
Sadece saha içindeki oyun değil, saha dışındaki duruşumuz da büyük soru işaretleri yarattı.
Oyundan ziyade mental anlamda da hazır olmamamız, bu gibi turnuvaların başarısızlıkla sonuçlanmasını kaçınılmaz kılıyor.
Milli Takım iletişimi tarafından ekranlara ve dijital platformlara verilen görüntülerde; beklentisi yüksek, birlik ve beraberlik içinde, kendine güvenen, ne yaptığını bilen bir takım imajı vardı.
Bizim müsabakalarda gördüğümüz ise;
Bu beklentilerin psikolojisini yönetmeyi beceremeyen bir avuç insan topluluğu.
Sahadaki kırılganlık, en küçük olumsuzlukta dağılan yapı ve baskı altında verilen reaksiyonlar, aslında fotoğrafın tamamını bize gösteriyordu.
Bunun nedenleri ile ilgili sayısız komplo teorisi üretebiliriz.
Şu ana kadar bu durumun nedenleri ile ilgili hiçbir sorumlu, detaylı ve eleştirel bir açıklama yapmadı.
Bu başarısızlık hakkında İtalyan teknik direktörümüz ne mesaj verdi?
“Beni acımasızca eleştiren kişilerden daha fazla Türküm.”
“Kader bizden yana değildi.”
Oysa kader, çoğu zaman hazırlığın arkasına saklanılan bir kelimedir.
Bizim sorunumuz sonuçtan korkmak.
Sonuçtan korkanlar başlangıç yapamazlar.
Umarım turnuva bittikten sonra sorumluluk alması gereken kişiler, sonuçlarından korkmayacak kararlar alır ve bizleri bulunduğumuz yerden yukarı taşır.

Cok dogru söylemişsin volkan hocam. Turnuva sonunda herkes şapkasını önüne koyarak hesap yaparlar..