Ankaragücü’nde son aylarda yaşananlar, Türk futbolunun en kronik sorunlarından birini bir kez daha ortaya koydu: Büyük vaatler, zayıf karşılıklar… Kulübün artık sürdürülebilirliğini kaybettiğini gören Gazi Ercüment Tekin ve arkadaşlarının kongre kararı alması, yaklaşan sürecin ilk ciddi uyarısıydı. Ardından “tüm sorunları biliyoruz” iddiasıyla göreve gelen Nuri Muhammed Yaman ve ekibi, camiaya büyük söylemlerle sunuldu.
“Bir milyar ile geliyoruz”, “çuval çuval para var” sözleri Ankara futbol kamuoyunda kısa süreli bir umut dalgası yarattı. Ancak aradan geçen yaklaşık 2,5 ayda görüldü ki, bu vaatlerin karşılığı beklenen dönemde ne kasaya ne oyuncunun cebine yansıdı. Sahaya yansıyan puanlar olduysa, bu sonuçlar büyük söylemlerin değil; İlhami Alparslan’ın devreye girerek sağladığı primlerle doğru orantılı bir motivasyonun ürünüydü. Futbolcunun sahadaki mücadelesi, soyut vaatlerle değil, somut güvenle şekillenir.
Bu süreçte prim krizi uzadı, belirsizlik büyüdü, takım tünelin ucundaki ışığı görmekte zorlandı. Ankara medyası da bu tablo içinde neredeyse her gün yeni bir “umut ismi” keşfetti. Önce başkanlık koltuğuna büyük paralarla geldiği söylenen Nuri Muhammed Yaman parlatıldı. Ardından bu kez Abdülkadir Tecimer ismi öne çıkarıldı. Kulüpte her işi yaptığı, para bulduğu, görüşmeleri yürüttüğü anlatıldı. Ancak zaman ilerledikçe netleşti ki, Tecimer’in mesai dışında Ankaragücü’ne kayda değer bir maddi katkısı bulunmuyordu.
Ve bu noktada, bu kez gerçekten yaptıklarıyla konuşulan bir isim öne çıktı: İlhami Alparslan.
Siyasi bağlantıları ve doğru temaslarıyla kulübe 35-40 milyon TL civarında bir kaynak sağlayan Alparslan, en kritik anda takımın dağılmasının önüne geçti. Sadece günü kurtarmadı; Ankaragücü’nün yeniden play-off umutlarını ayakta tutan zemini de oluşturdu. Sahada gelen puanlar, doğrudan bu güven ortamının ve çözülen prim krizinin sonucuydu.
Aslında kongre sürecinde İlhami Alparslan’ın önceliği başkanlık koltuğu değildi. Daha güçlü bir aday için zemin oluşturmaya çalıştı. Ancak kongre günü sorumluluk kaçınılmaz şekilde omuzlarına yüklendi ve Ankaragücü başkanlığı görevini üstlendi.
Kongre salonunda Onursal Başkan Mehmet Yiğiner’in açık desteğini alması ve beklenen siyasi ile iş dünyası desteğinin sağlanacağı yönündeki mesajlar, bu sürecin en güçlü kazanımlarından biri oldu.
Ancak kimse kendini kandırmamalı. İlhami Alparslan’ı kolay bir dönem beklemiyor. Borç yükü, güven kaybı, sportif belirsizlik ve yıllardır yıpranmış bir camia… Bunların hiçbiri tek başına bir başkanın çözebileceği sorunlar değil.
Bu noktada belirleyici olan şey camiadır. Ankaragücü’nün yıllardır önünü tıkayan en büyük sorun, iç çekişmeler ve kişisel hesaplar oldu. Eğer bu dönem de aynı alışkanlıklarla geçerse, isimler değişir ama sonuç değişmez.
Ancak bu kez farklı bir tablo var. Masada gerçekçi kaynaklar, sahada yeniden mücadele eden bir takım ve arkasında güçlü bir destek zemini bulunan bir yönetim var. Camia bu süreci doğru okuyup birlik olabilirse, Ankaragücü’nün önünde hiçbir engel aşılmaz değildir.
İlhami Alparslan dönemi, Ankaragücü için sadece yeni bir başkanlık değil; algılarla değil, gerçeklerle yürünecek bir yolun sınavıdır. Bu sınavdan geçilip geçilemeyeceğini ise tek bir kişi değil, Ankaragücü’nün tamamı belirleyecek.
