Ankaragücü, 114 yıllık tarihinde nice badireler atlattı ama son yaşananlar, kulüp tarihine kara bir sayfa olarak yazıldı. Bu tablonun mimarı ise net: Faruk Koca.
Başkanlık makamı, sorumluluk makamıdır. Görevde olduğu süre boyunca kulübü yönetmeyen, yön vereneyen, krizleri çözmek yerine derinleştiren bir isim olarak Faruk Koca, Ankaragücü’nün çöküş sürecinin baş aktörü olmuştur.
Geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “kaderi değiştirecek müdahalelerde bulunmadım” diyerek adeta itirafta bulunmuştur. Bu sözler, bir yöneticinin değil, bir seyircinin ağzından çıkmışa benziyor. Oysa başkanlar; karar alır, yön verir, taşın altına elini koyar. Faruk Koca’nın yaptığı ise sadece beklemek, beklerken de kulübün dibe sürüklenişine göz yummak oldu.
Borç konusuna gelince… Faruk Koca, Ramazan ayında 15 gazeteciyle yaptığı toplantıda Ankaragücü’nün borcunu “500 milyon TL’nin çok üzerinde” olduğunu söylemişti. Ayrıca camianın içindeki herkes biliyor ki Faruk Koca her ne kadar 500 milyonu bulan gelsin dese de gerçek borç, 2 milyar TL’yi aşmış durumda. Bu durum karşısında insan sormadan edemiyor: Kulübün bilançosundan, giderlerinden, transferlerinden bihaber misiniz? Yoksa hâlâ bu enkazın büyüklüğünü küçültme telaşında mısınız?Kaldı ki bu kulüp senin tapulu malın mı da satıyor gibi davranıyorsun İnsanlara Süper Lige çıkana kadar alacakları mı istemiyorum derken iyilik mi yapıyorsun yoksa o gün geldiğinde kulübe yeniden çökerim mi diyorsun belli değil
Koca, sanki bu borcun sahibi değilmiş gibi konuşuyor. Oysa bütün kararlar, bütün harcamalar, bütün yanlışlar onun döneminde yapıldı. Bugün ortaya çıkan mali tablo, kendi yönetiminin eseridir. Ve hâlâ rakam küçülterek konuşmak, sadece sorumluluktan kaçmak değil, camiayı kandırmaya çalışmaktır. Bu borç bir miras değil, doğrudan sorumluluktur. Ankaragücü’nü bu bataklığa sürükleyen zihniyetin en net göstergesi de işte bu borç karşısındaki kayıtsız ve pişkin duruştur.
Küme düşen bir takımın arkasında teknik, taktik ya da oyuncu kalitesi sorunları olabilir. Ama Ankaragücü’nün yaşadığı düşüşün temelinde, yönetim zaafı ve beceriksizlik yatıyor. Kulüp, yönetilemedi. Daha doğrusu, yönetilmek istenmedi.
Ve elbette hafızalardan silinmeyecek o utanç gecesi… Bir başkanın hakeme yumruk attığı gün, sadece Faruk Koca değil, Ankaragücü de yara aldı. Cezayı kendisi aldı, ama utancı camia taşıdı. O gece yaşananlar, Türk futbolunda bir kırılma anıydı. Faruk Koca’nın kişisel öfkesinin bedelini tüm kulüp ödedi.
Bugün Ankaragücü, hem sportif hem de kurumsal anlamda enkaz halinde. Taraftar ise öfkeli, yorgun ve hayal kırıklığı içinde. Bu ortamda hâlâ çıkıp konuşmak, suçu kadere, şartlara, sisteme yüklemek; sorumluluktan kaçmak değil midir?
Ankaragücü’nün yeniden ayağa kalkması zaman alacak. Ama bu yeniden doğuşun ilk şartı, geçmişte yapılan hatalarla yüzleşmek ve onları açıkça kabul etmektir. Faruk Koca’nın başkanlığı, unutulması gereken değil, hatırlanması gereken bir dönemdir. Çünkü bu kulüp bir daha asla kişisel hırsların, yanlış yönetimlerin, sorumsuz kararların kurbanı olmamalıdır.
Ankaragücü bir semt takımı değil, bir başkent çınarıdır. O çınarı budayanları da, köklerine zarar verenleri de tarih unutmaz.
