Eleştiri…
Bir toplumun, bir camianın ya da bir kulübün ilerlemesi için olmazsa olmazlardan biridir. Doğru yapıldığında, yol gösterir. Yanlış yapıldığında ise sadece yıpratır. Bugünlerde Ankaragücü çevresinde sıkça duyduğumuz bir kavram haline geldi eleştiri. Haklılıkla, haksızlıkla, yapıcıyla yıkıcı arasındaki çizgi ise ne yazık ki iyice bulanıklaştı.
Her eleştirinin altında bir niyet vardır. Bu niyet, sözün ağırlığını da yönünü de belirler. Biri vardır, iyi niyetle eleştirir. Yanlışı söyler, doğrunun altını çizer. Daha iyisi olsun ister. Sesi sert olabilir ama kalbi camiadandır. Diğeri vardır, menfaat düzeni bozulduğu için konuşur. “Yanlış” dediği şeyin düne kadar bizzat parçasıdır ama bugün sistem dışı kalınca sesi bir anda çıkar. Eleştiri süsüyle düşmanlık üretir.
İşte Ankaragücü yönetiminin tam da bu noktada sağlam durması gerekir. Gerçekten samimi ve yapıcı olan eleştirileri ciddiyetle dinlemek, bu sese kulak vermek zorundadır. Çünkü bu kulübün sahibi taraftardır. Her dönem, her yönetim hata yapabilir. Mühim olan bu hatadan dönülebilecek bir iklim yaratabilmektir. Eleştiri bu yüzden önemlidir; çünkü aynadır. Ne kadar parlaksa, o kadar net gösterir yüzümüzü.
Ancak bir başka mesele daha var:
Ankaragücü’nde eleştiriden rahatsız olan, “Şimdi sırası mı?”, “Yeni yönetimi yıpratmayın.” diyen bir kitle de var. Bu refleks dünde de vardı, bugün de devam ediyor. Oysa eleştirinin bir takvimi yoktur. Ne zaman bir yanlış varsa, o zaman dile getirilmelidir. “Zamanı değil” diyerek susmak, yanlışın büyümesine hizmet eder. Bu suskunluk, yıllarca Ankaragücü’nü düşürdü. 6 yılda 4 küme düşmenin hesabı sorulmadı da, şimdi yeni yönetimi eleştiren seslere kulak kabartmak ne kadar adil?
Üstelik bu eleştirilerin somut örnekleri de var.
Dün açıklanan kombine fiyatları mesela…
Evet, günümüz ekonomik şartlarında rakamlar kulağa çok fahiş gelmeyebilir. Ancak TFF 2. Lig’desin. Transfer tahtan kapalı. Bu sezon büyük bir hedefin yok. Bu tabloda yüksek fiyatlı kombinelere karşı, “Ankaragücü taraftarının kötü gün dostluğu nerede kaldı?” diye serzenişte bulunanlar var.
Ama şunu unutmamak lazım:
Bu taraftar zaten hep kötü gün dostu oldu. Bunu ispat etmek için yeniden sınanmaya ihtiyacı yok. Sorun, tribünlerin boş kalması değil, insanlara yeniden heyecan verebilmekte. İnsanları stada çekecek olan şey sadece arma sevgisi değil, “ben bu sezon bu takımla bir yolculuğa çıkıyorum” duygusudur. O heyecan yaratılmadıkça fiyat makul de olsa ilgisizlik olur.
Üstelik başka bir gerçek daha var:
Eğer yönetim olarak, bedava bilet-kombine alışkanlığını bitirmek gibi ciddi bir iddian varsa, bunu sağlayacak şey yüksek fiyatlar değil, tam aksine adil ve ulaşılabilir fiyat politikasıdır. Ne kadar makul fiyat belirlenirse, o kadar çok kişi cebinden bilet alır. Sen fiyatı ulaşılabilir kılarsan, senden talep eden de kalmaz. Bu işin doğası budur. 1000 kişiye yüksekten satmakla 3000 kişiye uygun fiyattan satmak arasındaki fark sadece gelirde değil, atmosferde ve aidiyette de hissedilir.
Üstelik bu dönemde yönetimin yalnızca taraftara değil, camianın tüm dinamiklerine güven vermesi gerekiyor. Son yıllarda geçmiş yönetimlerin bazı kişi ve çevrelerle kurduğu keyfi ve menfaat odaklı ilişkiler, bugün birçok yapının mesafeli durmasına neden oluyor. Bu bir algı meselesi değil, yaşanmışlıkların bıraktığı bir tortu. Hal böyleyken, yeni yönetimin “artık bu tür ilişkilere yer yok” diyerek net bir duruş sergilemesi şart. Bu hem şeffaflık hem de camia içinde yeniden bir güven iklimi oluşması için önemli bir adım olur. Sessizlik, belirsizliği büyütür. Oysa açık bir irade, kaygı duyanları da cesaretlendirir.
Burada terazinin iki kefesi var:
Bir yanda iyi niyetli eleştiriler; öte yanda koltuk gittiği için bağıranlar…
Ve arada kalan yönetim.
Yönetimin görevi, bu terazide hakkaniyetli davranmak. Kimin yapıcı, kimin yıkıcı olduğunu ayırt edebilmek. Destekle eleştiriyi ayıran çizgiyi görebilmek. Çünkü Ankaragücü artık deneme-yanılma lüksünü tüketmiş bir kulüp.
Sonuç olarak;
Eleştiriden korkulmamalı. Ama her eleştiriye de boyun eğilmemeli.
Birileri bağırıyor diye değil, birileri doğru söylüyor diye kulak verilmeli.
Ankaragücü’nün en çok ihtiyacı olan şey, samimiyet. Yönetimde, tribünde, basında…
Eleştiri, bu samimiyetin bir ürünü olduğu sürece değerlidir. Gerisi ise gürültüdür.

Çok doğru eline yureğine sağlık yönetim hiç ne guruba ne kimselere bedava kombine bilet vermesin herkes parasını versin girsin maçını seyretsin inşallah böyle olur diyorum .