Türk futbolu yıllardır aynı noktada dönüp duruyor. Üstelik sadece sahada değil, saha dışındaki yönetimsel, planlama ve organizasyon konularında da büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Sezonun daha ilk haftasında üç maç erteleniyor; sebebi ise Avrupa kupalarına katılan takımlarımızın program çakışmaları. Bu durumu görünce aklımıza gelen ilk soru şu: Madem Avrupa kupalarına bu kadar önem veriliyor, neden lig başında böyle absürt bir aksaklık yaşanıyor?
Cevap net: Çünkü Türk futbolunda uzun vadeli ve sağlıklı planlama yok.
Lig başlama tarihi, Avrupa kupalarının takvimine göre ayarlanmadığı için haftalarca maç ertelemek zorunda kalıyoruz. Bu sadece basit bir takvim hatası değil, organizasyon eksikliğinin göstergesi. Avrupa kupaları bizim için prestij meselesi olabilir ama bunu ciddiye alıyorsan, lig takvimini ona göre şekillendirmek zorundasın.
Peki, Avrupa kupaları yüzünden maç erteleniyorsa, neden sezon başında ligin başlangıcı bir hafta ötelemiyor? Böylece üç maç ertelenmez, takımlar hazırlıklarını sağlıklı yapar, seyirci sezonun başından itibaren tam kadro maça kavuşur. Ama bizde işler “son dakika çözülür” kafasıyla ilerliyor. Bu da sezonun daha ilk haftasında saha içi kadar saha dışı karışıklığa sebep oluyor.
Üstelik bu durumun bedelini sadece ertelenen maçlarda değil, tüm sezon boyunca ödüyoruz. Avrupa’ya giden takımlarımız transfer dönemini hep son güne bırakıyor. Hazırlık kampı kısalıyor, teknik ekip yeni oyuncularını tanıyamıyor, takım kimyası kurulmadan lig başlıyor. Sonuç? Hem Avrupa’da erken elenme hem de ligde verimsiz performans.
Bu da maddi kayıpların artması demek. Avrupa kupalarında tur atlamak, kulüpler için sadece prestij değil, önemli bir finans kaynağı. Ödüller, yayın gelirleri, sponsorluklar… Erken elenmek bunların hepsinden mahrum kalmak demek. Halbuki, doğru planlama ve zaman yönetimiyle bu kayıplar minimize edilebilir.
Ama ne yazık ki, bizde futbol yönetimi hala günü kurtarma odaklı. Altyapı yatırımları, bilimsel analizler, transfer stratejileri hep geri planda kalıyor. Her sene aynı hatalar tekrarlanıyor ve biz “Neden gelişemiyoruz?” sorusuna hâlâ yanıt arıyoruz.
Türk futbolunun gelişmesi için önce masa başındaki sorumluların vizyonunu yenilemesi gerekiyor. Rasyonel, uzun vadeli, stratejik planlamalar şart. Lig takviminden tut, transfer dönemlerinin işleyişine, altyapı desteklerine kadar her alan net kurallara ve disipline bağlanmalı.
Aksi halde, sahada yapılan fedakârlıklar, oyuncuların emekleri, teknik direktörlerin çabaları boşa gidecek. Biz hep “daha iyi olabiliriz” derken, aslında kendi ayağımıza kurşun sıkmaya devam edeceğiz.
Sonuç olarak, Türk futbolunda yapısal bir değişim olmazsa, ertelemeler, başarısızlıklar ve maddi kayıplar kısır döngüsü kırılmayacak. Futbolu sadece duygusal bağlarla değil, profesyonel bir sistem olarak görmek ve ona göre yönetmek zorundayız.
