Ekim sonunda yapılan kongreyle göreve gelen Muhammet Yaman yönetimi, henüz birkaç ay bile geçmeden kulübü yeniden kongre kapısına sürükledi.
Kongre öncesi çıktıkları yayınlarda “her şeyin farkındayız”, “güçlüyüz”, “çözeceğiz” diyerek büyük laflar eden bu yönetim, geldiği noktada sorunları çözmek bir yana, Ankaragücü’nü daha da derin bir bataklığın içine itti.
Ortada tek bir gerçek var: Verilen hiçbir söz tutulmadı.
Yönetimi devralma sürecinden transfer yasağına, borçlardan futbolcu maaşlarına kadar her başlıkta tutarsız, çelişkili ve günü kurtarmaya yönelik açıklamalar yapıldı.
Seçim öncesi milyarlardan bahsedenler, bugün kulübün temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz halde.
Maddi kaynak yaratabildikleri söylenen birkaç isim dışında, bu yönetimin kulübe koyduğu gerçek bir para yok.
Ama ne hikmetse koltukta otururken büyük konuşmakta hiçbir sorun yaşanmadı.
Ankaragücü camiası bu filmi daha önce de izledi.
Alt liglere borçla düşüldüğünde ortaya çıkan, tutamayacakları sözlerle sahneye çıkan, normalde kapısından içeri giremeyecekleri kurumlarda ağırlanıp bunu kişisel vitrinlerine koyan isimlere hiç yabancı değiliz.
Bugün yaşananlarda yeni değil, sadece tekrar.
Göreve geldikleri günden bu yana yaşanan hiçbir sorumluluğu üstlenmeyen bu yönetim, her fırsatta bir önceki yönetimi hedef aldı.
İyi niyetle göreve gelmiş ama destek bulamadığı için devam edememiş eski yönetim, günah keçisi ilan edildi.
Yetmedi, bugün yaşanan felaketlerin asıl suçlularının “önleri kesilmeseydi” Ankaragücü’nü kurtaracakları gibi akıl dışı bir beklenti bile pompalanmaya başlandı.
Kongreye gelmeyen, aday olmayacaklarını açıkça söyleyen, hatta devir-teslime dahi katılmayan bazı isimlerin; aday çıkmazsa yeniden yönetime talip olup bu enkazı kaldırabilecekleri iddiası ise gerçekten üzerinde fazla durmaya değmeyecek bir tablo ortaya koyuyor.
Bu kongre süreci, önceki kongrelerden farklı olarak derin bir sessizlik içinde ilerliyor.
Önceki dönemlerde adı geçen hiçbir “güçlü” isim ortada yok.
Ankara’ya ve “Ankaragüçlüyüm” demeyi seven paralı isimlere yapılan çağrılar yine tekrar ediliyor ama nafile. Çünkü kimse bu kadar kirli, bu kadar karmaşık ve bu kadar sorumsuz bir yapının altına elini sokmak istemiyor.
Başkan, özel yazışmalarında camianın üzerinin çizildiğini, tüm kapıların kapandığını ve bu nedenle kaynak yaratamadıklarını iddia ederken; aynı yönetimde yer alan, iktidara yakın ve neredeyse tüm maddi yükü tek başına üstlenen bir yönetici ise bulunan kaynakların saray üzerinden sağlandığını söylüyor.
Başkan başka konuşuyor, yardımcıları başka… Baştan beri süregelen dağınıklık ve uyumsuzluk bugün geldiğimiz noktanın en net özeti.
Seçim öncesi milyarlık vaatlerle gelen Muhammet Yaman’ın bugün geldiği noktada elini neredeyse cebine hiç atmadığı, tüm yükün ise İlhami Alparslan’ın sırtında olduğu artık gizlenemiyor.
Eğer Alparslan’ın bireysel çabası ve kurduğu ilişkiler olmasaydı, bugün bu kulübün hangi noktada olacağını düşünmek bile istemiyorum
Şu an gerçek anlamda çalışan, para koyabilecek bir başkan adayı arayan, temas kuran tek isim de yine İlhami Alparslan.
Daha önce kaynak yaratabildiğini de gördük. Ancak başkanlık makamının tamamen etkisiz ve pasif kalması, bu durumdan ciddi biçimde rahatsız olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Üstelik oluşturulan yönetim listesindeki birçok ismin, kanunen yöneticilik yapamayacak durumda olduğu için Spor Bilgi Sistemi’ne dahi kaydedilemediği bir yapıdan bahsediyoruz. Böyle bir ciddiyetsizlikle Ankaragücü’nün en kritik dönemleri oyalanarak, kandırılarak geçirildi.
“Derin bir oh çekeceksiniz” denilerek oturulan koltuklarda, bugün gelinen noktada herkes aklanmaya, sorumluluk başkalarına yıkılmaya çalışılıyor. Ocak sonu–Şubat başı kongre kararı alınacağını yaklaşık 1,5 ay önce söylemiştim. Yanılmadım.
Belediye projeleri,kurumlara sunulan projeler sanki onaylanmış ve hayata geçecekmiş gibi anlatılan her şey teker teker boşa çıktı.
Önümüzde çok kısa bir süreç var. Takımın dağılmamasını sağlayan tek şey, son dönemde futbolculara verilen sözler ve yine İlhami Alparslan’ın yarattığı sınırlı kaynaklar.
Ancak bu, çığ gibi büyüyen sorunları örtmeye yetmiyor.
Bu kaosun içinde tek olumlu nokta, Recep Hoca’nın tüm bu rezilliği takımın dışına itip sahaya odaklanmayı başarmasıdır.
Muhammet
