Geçtiğimiz hafta Ankaragücü, bana göre oldukça sürpriz bir şekilde kongre kararı aldı.
“Sürpriz” diyorum çünkü karar öncesinde görüştüğüm yöneticiler, mücadeleye devam ettiklerini, umutlarını koruduklarını ve doğru yolda olduklarına inandıklarını ifade ediyorlardı.
Ancak Altınordu maçı öncesi yapılan toplantının ardından kongre kararı açıklandı.
Aslında bu tabloyu daha önce defalarca yazdık, söyledik…
Ankaragücü camiası, mevcut yönetime beklenilen desteği vermedi.
Yönetimin kendi ifadesiyle önleri kesilince de bu karar kaçınılmaz oldu.
Sonuç olarak Ankaragücü, yine bir dönüm noktasını birlik olup aşamadı ve yeniden belirsizliğe doğru sürükleniyor.
Mevcut yönetimin en önemli adımlarından biri, delegelik sistemini taraftara açmasıydı. Böylece delege sayısını kontrol eden birkaç ismin istedikleri gibi at koşturmasının önüne geçildi. Ancak kongre kararının ardından bu kez ciddi bir “aday enflasyonu” ile karşı karşıya kaldık.
Bugünlerde adını daha önce hiç duymadığım, ya da sadece sima olarak tanıdığım birçok kişi peş peşe adaylık açıklıyor.
“Paralı” isimlere yapılan çağrılar sürerken, Ankaragüçlü Bürokratlar Platformu adıyla kamu görevinde bulunan bazı isimlerin de sürece katkı vermeye çalıştığını görüyoruz.
Beni asıl şaşırtan ise aday bolluğunun yanında, milyon dolarları bulan “kaynak buldum” açıklamaları…
Herkesin bildiği üzere mevcut yönetim, bir kuruşu dahi boşa harcamayacak kadar titiz, tarihte görülmemiş ölçüde şeffaf bir anlayışla bu kulübü ayakta tutmaya çalışıyor.
Peki madem adaylar böylesine büyük kaynaklara sahip, neden bugüne kadar bu paraların en azından yarısını kulüp için kullanmadılar?
“Ben gelirsem var, ben yokken yok” anlayışı nasıl bir gelecek vaat ediyor?
Geçmişte kongre dönemlerinde ortaya çıkıp aday dahi olmadan kaybolan isimleri hatırlatıyor bana…
Eğer gerçekten Ankaragücü sevgisiyle bu kaynaklar kullanılacaksa, neden sponsorluk ya da bağış adı altında kulüp hesaplarına yatırılmadı?
Bari yarısını koysalardı da, “bakalım başkan olunca daha neler yaparlar” diyebilseydik.
Bu aday bolluğu içinde ciddiyet ve çözüm odaklı bir yaklaşım görmekte zorlanıyorum.
Egosu yüksek isimlerin bir araya gelip uyum içinde çalışacağına inanmak kolay değil.
Çünkü bu camianın en büyük sorunlarından biri de kişisel egolar… Destek verdiği yerde bile sözü dinlenmeyince sırtını dönen insanların, ortak bir yönetim anlayışı sergilemesi gerçekten zor.
Benim önemsediğim tek şey var: samimiyet.
Eleştiri, yanlışları dile getirmek, katkı sunmak elbette başka şey; ama arma için değil de kişisel hırslar için yapılan her iş bir noktada kendini belli ediyor.
“Parayı ben koyarım ama her şeyde ben olurum” anlayışının bu kulübe geçmişte neler yaşattığını hepimiz biliyoruz.
Bugün görülen adaylık açıklamalarının birçoğunun liste bile oluşturamayacağı kanaatindeyim.
Eğer gerçekten bahsedilen kaynaklar varsa, bunlar şeffaf ve denetlenebilir bir yönetim anlayışına yönlendirilmeli.
“Ben, ben, ben” diyen yaklaşımdan kurtulmak şarttır.
Açık konuşmak gerekirse, ben mevcut yönetimden daha iyi bir vizyon sunabilecek bir isim ya da grup göremiyorum.
Eğer bu paraları vereceklerse şimdiden yarısını kulüp kasasına koysunlar, kongrede aday olsunlar, destek toplasınlar ve seçilsinler.
Aksi halde yapılan açıklamalar reklam kokan hareketlerden öteye geçmez.
Bir de kongre günü ve saatine değinmeden geçemeyeceğim.
Hafta içi, mesai saatlerinde, perşembe günü saat 14.00’te böyle hayati bir kongre yapılması anlaşılır gibi değil.
Ankara gibi bir şehirde salon yokluğu olamaz.
İşinden izin almak zorunda olan, şehir dışından gelmek isteyen taraftar düşünülmeden alınmış bu karar, katılımı ciddi şekilde etkileyecektir.
Son söz…
Umarım bu garip gün ve saatte yapılacak kongre, camianın hayrına sonuç verir.
Ankaragücü’nün, yıllardır kulüp üzerinden çıkar elde edenlere karşı mücadelesini sürdüren, bir kuruşu boşa harcamayan ve geçmişin usulsüzlüklerinin hesabını sormaya devam edecek bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.
Oluşturulmaya çalışılan bu yönetim anlayışının devam edeceği bir kongre olamasını umuyorum.
