Bir takımı ligde tutmak için galibiyetler yetmeyebilir, ama onu düşüren asıl şey yanlış yönetimdir. Ankaragücü, Amedspor karşısında sahadan 3 puanla ayrıldı. Ancak o galibiyet ne camianın kaderini değiştirdi ne de düşüşe set çekebildi. Çünkü düşüş zaten haftalar, aylar öncesinden başlamıştı. Sahadaki skor, sadece geciken bir gerçeğin ilânı oldu.
Tabi burada bir kişinin hakkını da teslim etmek gerek. Herkesin kesin küme düştüğü dediği, Ankaragücü’ne en zor zamanda ateşten gömlek giyerek gelen, birçoğunun burun kıvırdığı ama 3 maçta 3 galibiyetle son dakikaya kadar umutları diri tutan Mustafa Kaplan hakkını helal etsin bizlere. Yıllardır üst üste iki galibiyet alamayan bir takım üç maç üst üste kazanıyor, 48 puanı bulmasına rağmen küme düşüyorsa buna Hocanın yapacağı bir şey yok. Hesap verecek olanlar, bir telefonla Mesut Bakkal’ı göreve getirip takımın fişini çekenlerdir.
Ankaragücü bugün TFF 1. Lige veda ettiyse, bu ne futbolcuların tek başına ne de teknik ekibin omuzlarına yıkılacak bir yük. Bu düşüş, başta eski ama hiç eskimeyen Başkan Faruk Koca olmak üzere onunla birlikte kulübü yönetme sorumluluğunu üstlenen herkesin eseridir. Göreve geldikleri ilk sezondan itibaren yapılan yanlış transferler, kriz anlarında alınmayan ya da alınmak istenmeyen radikal kararlar, hatalı teknik direktör değişiklikleriyle heba edilen istikrar ve elbette Faruk Koca’nın futbolun ruhuna gölge düşüren hakem darbesi. Bunlar bir takımın sadece itibarını değil, geleceğini de paramparça eder.
Faruk Koca’nın hakeme saldırı skandalı sonrası futboldan ömür boyu men edilmesi sadece şahsına verilen bir ceza değildi; Ankaragücü camiasına kesilen toplu bir faturaydı. O gece, sadece bir hakeme yumruk atılmadı. O yumruk, kulübün o sezon boyunca örmeye çalıştığı direncin, emeğin ve hedeflerin kalbine indirildi. Sonrası ise zaten çorap söküğü gibi geldi. Disiplin, motivasyon, taraftar desteği… Her şey yerle bir oldu.
Camia ise anlamsız şekilde destek verdi Faruk Koca’ya. Diyebilirsiniz ki biz Faruk Koca’ya değil, Ankaragücü Başkan Koltuğuna destek verdik. Peki ne kadar hak ediyordu ki o koltuğu da yıllarca oturmasına izin verildi büyük başkan denilerek. Daha önce düşülen TFF 2.Ligden takımı Süper Lige çıkaran ve orada tutan Mehmet Yiğiner’den neyi daha iyi ve doğru yapmıştı da Yiğiner küfürlerle gönderilirken, Faruk Koca onuru olmuştu camianın. Yiğiner’in elbette yanlışları oldu bunları da dile getirdik ama onun hataları Faruk Koca ve ekibinin yanlışlarının yanında devede kulak misali çok ufak kaldı.
Ankaragücü yönetimi, sezon boyunca sahanın dışında yaşananları yönetmekte sınıfta kaldı. Ne kriz iletişimi doğru yönetildi, ne teknik ekip seçimlerinde istikrarlı bir yol izlendi. Başkent kulübü, yönetsel anlamda bir akıl tutulmasının içine sürüklendi ve bu tutulmanın bedelini bugün hep birlikte ödedik.
Şimdi sorulması gereken net bir soru var: Bu tablonun sorumluları hesap verecek mi? Yıllardır kulübü kişisel ihtiraslarla yönetenler, bu enkazın başında suskun kalmaya devam mı edecek? Ankaragücü, sadece bir futbol kulübü değil, Ankara’nın onurudur. Bu onuru yerlere düşürenler, artık tribünlerin değil, vicdanların da hedefindedir.
Yeni bir sayfa açılacaksa, önce o eski defterler dürüstçe kapanmalı. Bu camia, yeniden ayağa kalkacaksa; bunun zemini samimiyet, şeffaflık ve liyakat olmalı. Artık hamasetle değil, hesap vererek yol yürünmeli.
Son olarak sürekli olarak bugün gelinen noktada Ankara Basını en büyük suçlu diyenler var. Sen Ankaragücü Kulübüne delege olmak istedin de basın mı elinden tuttu. Kongrede başına silah mı dayadı büyük başkan diye bağıracaksanız diye. Ankara Basını mı gitti tesislerde nöbet tuttu Faruk Koca için. Futbolculara basın mı küfür etti takımdan gitmeleri için. Kendini savunurken ben sosyal medyada hep yazdım diyor ya bu eleştirenler bizim yazdıklarımızda söylediklerimizde kayıtlı açar bakarsınız. Eğer çok mutlu olacaksanız biz özürde dileriz takımı küme düşürdüğümüz için. Ama aynı özrü sizden de bekleriz.
