Bazı deplasman galibiyetleri vardır, sadece bir maç kazanmış olmazsınız; bir mesaj verirsiniz. Fenerbahçe Beko’nun Milano’da EA7 Emporio Armani karşısında aldığı 87-72’lik galibiyet tam olarak böyle bir maçtı. Skor tabelası “rutin bir deplasman galibiyeti” gibi görünse de, parkede ortaya konan karakter bu sezonun geri kalanı adına çok daha fazlasını söylüyor.
Maçın başından itibaren Fenerbahçe Beko’nun ne istediği netti: Temposunu kabul ettirmek, savunmada sert kalmak ve panik yapmamak. Milano’nun kısa sürede yakaladığı 9-9’luk eşitlik bile sarı-lacivertlileri oyun planından koparmadı. İlk çeyreği 19-11 önde bitirmek, aslında maçın zihinsel kırılma anlarından biriydi. Çünkü Fenerbahçe, “buradayım” dedi.
İkinci periyotta farkın çift hanelere çıkması tesadüf değildi. Top paylaşımı, doğru şut seçimi ve savunmada yardımlaşma… Avrupa deplasmanlarında sizi ayakta tutan ne varsa, Fenerbahçe Beko bunları sahaya koydu. Devre arasına 40-32 önde gitmek, Milano gibi bir salonda ciddi bir özgüven göstergesiydi.
Üçüncü çeyrekte fark eridi, salon ayağa kalktı, ev sahibi ekip son saniyede farkı 1 sayıya kadar indirdi. İşte tam burada bu takımın olgunluğu devreye girdi. Geçmiş sezonlarda Fenerbahçe’nin bu tür anlarda savrulduğunu çok gördük. Bu kez öyle olmadı. Son çeyreğe girerken kimse telaşlı değildi.
Ve final periyodu… 7-0’lık seriyle başlayan bir Fenerbahçe Beko. Rakibe “geri dönüş bitti” mesajını net şekilde veren bir başlangıç. Horton-Tucker’ın skor liderliği, Colson’ın kenardan gelip oyunu değiştirmesi, aslında bu takımın en büyük gücünü özetliyor: tek kişiye bağlı olmamak.
Bu galibiyetle birlikte alınan 10. zafer, sadece puan tablosunda bir artı değil. Fenerbahçe Beko, Avrupa Ligi’nde “istikrar” kelimesini yeniden hatırlatıyor. Milano deplasmanında 15 sayıyla kazanmak, rakibe olduğu kadar Avrupa’ya da verilen bir mesajdır.
Kısacası; bu Fenerbahçe Beko sadece kazanmakla kalmıyor, kimliğini de sahaya koyuyor. Ve Avrupa’da asıl önemli olan da tam olarak bu.
