Galatasaray’ın Başakşehir deplasmanında aldığı galibiyetin skoru, sahadaki tabloyu tam anlatmıyor. Çünkü maçın hikâyesi tabeladan çok, oyun disiplininde gizliydi. Okan Buruk’un önemli eksiklerle çıktığı bir kadro, yine de ne yaptığını bilen bir takıma dönüştü. Oyunu kontrol eden, risk almadan ama sürekli üretmeye çalışan bir Galatasaray vardı sahada.
Başakşehir ise güçlü bir kadroya sahip olmasına rağmen, oyuna hükmetmekte zorlandı. Sanki oyuncular sahaya birlikte çıkmış ama aynı dili konuşamamış gibiydiler.
Ama bu maçta en çok dikkat çeken şey bir isimdi: Leroy Sane.
Bir süredir sessiz, hatta kendinden uzaktı. Sahada top ayağına geldiğinde bile güven vermeyen bir hali vardı. Fakat bu kez bambaşka bir Sane izledik. Daha kararlı, daha istekli, daha sorumlu… Artık oyunun kenarında değil, tam ortasındaydı.
Bu değişimin ardında yalnızca teknik kararlar yok gibi. Sane’nin yanında, ona inanan bir dostun varlığı da hissediliyordu. İlkay Gündoğan, saha içinde sürekli onunla iletişim kurdu, destek oldu, onu oyunun içine çekmeye çalıştı. O dokunuş, bir futbolcunun yeniden doğuşuna vesile olabilir.
Futbolda teknik detaylar kadar, insan bağı da önemlidir. Bir oyuncunun yeniden ayağa kalkması bazen bir taktik değil, bir dost eliyle olur.
Galatasaray’ın galibiyeti istatistiklerde sıradan durabilir.
Ama Sane için bu maç, yeniden başlama cesaretinin sembolüydü.
Ve bazen, en büyük zaferler sessizce başlar.
