İnsan bazen maç bitince ne yazacağını bilemiyor.
Kızıyorsun, üzülüyorsun, sonra dönüp bir daha düşünüyorsun.
“Bu maç gerçekten böyle mi bitmeliydi?” diyorsun.
Ankaragücü’nün 12 Bingölspor maçından sonra bende kalan duygu tam olarak bu.
Geçen hafta Ankara Demirspor maçında son dakikada gol geldi, Ankaragücü kaybetti.
Bu hafta yine aynı.
Yine maçın sonlarında gol yenildi ve yine puansız bir maç geride kaldı.
İki hafta geçti, iki mağlubiyet.
Üstelik ikisinde de maçın son bölümünde gelen goller var.
Buna artık sadece şanssızlık deyip geçmek bana çok doğru gelmiyor.
Bir yerde bir problem var.
Konsantrasyon mu?
Oyunun sonunu oynayamamak mı?
Tecrübe eksikliği mi?
Sahadaki reaksiyon eksikliği mi?
Bence hepsine bakmak gerekiyor.
Bugün maçı değiştirebilecek fırsatlardan biri 79. dakikada geldi.
Ankaragücü penaltı kazandı.
İsmail Çokçalış topun başına geçti.
Vurdu…
Kaleci çıkardı.
Şimdi İsmail’i hedef göstermek doğru değil.
Penaltı kaçırılabilir. Futbolun içinde bunlar var.
Ama asıl bakılması gereken, kaçan penaltının ardından takımın ne yaptığı.
Böyle bir fırsat kaçtığında maçtan kopmamak, oyunun içinde kalmak gerekiyor.
Bir de iptal edilen gol var.
Pozisyonu izlediğimde açıkçası “Bu gol neden iptal edildi?” diye düşündüm.
Bana göre Ankaragücü’nün golü geçerli sayılmalıydı.
Hakemin değerlendirmesi farklı olabilir. Futbolun içinde tartışmalı pozisyonlar her zaman olacak.
Fakat burada başka bir şey daha dikkat çekti.
Gol iptal edildiğinde Ankaragücü tarafından ciddi bir reaksiyon göremedik.
12 Bingölspor ceza sahası içerisinde yaşanan bir başka pozisyonda da Ankaragücü penaltı bekledi. Hakem faul kararı verdi.
Benim izlediğim kadarıyla o pozisyonda da penaltı kararı çıkması gerektiğini düşünüyorum.
Ama yine sahada güçlü bir tepki yoktu.
Hakeme saldırmaktan bahsetmiyorum.
Oyunu germekten hiç bahsetmiyorum.
Ama takım arkadaşının yanında durmak, karara itiraz etmek, pozisyonun arkasında durmak da futbolun bir parçası.
Bazen böyle küçük görünen detaylar takımın sahadaki görüntüsünü değiştirir.
Biraz daha canlı olmak gerekiyor.
Biraz daha oyunun içinde kalmak gerekiyor.
Biraz daha “Buradayız” diyebilmek gerekiyor.
Sonra 89. dakika…
Duran top.
Hasan Ayaroğlu vurdu ve top ağlara gitti.
Yine maçın son bölümünde yenilen bir gol.
Burada Görkem açısından da üzerinde durulması gereken bir nokta var.
Baraj kurduruyorsan barajı kontrol edeceksin.
Oyuncu olması gereken yerde değilse düzelteceksin.
Kim nerede duracak, kim çıkacak, kim kalacak…
Bunların tamamı duran top savunmasının parçası.
Özellikle maçın son dakikalarında bu kadar basit bir organizasyonda hata yapmamak gerekiyor.
Gelelim transfer meselesine…
Ankaragücü’nün transfer yasağı var.
Bu sezon transfer yapılamadı.
Dolayısıyla “Neden şu oyuncu alınmadı?” diye bir eleştiri yapmak çok anlamlı değil. Ortada transfer yapmaya izin vermeyen bir gerçek var.
Fakat transfer yapamamak, mevcut kadronun sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, elindeki oyuncuların sorumluluğunu daha da artırıyor.
Bu takım mevcut kadroyla mücadele edecek.
O zaman herkes kendi işini daha iyi yapmak zorunda.
Bir de özgüven meselesi var.
Ben futbolcunun kendine güvenmesine karşı değilim.
Tam tersine, sahaya çıkan oyuncunun kendisine güvenmesi gerekir.
Ama özgüvenin sahada bir karşılığı olmalı.
“Ben iyiyim.”
Tamam…
Göster.
“Ben güçlüyüm.”
Tamam…
Göster.
“Hazırım.”
Tamam…
Göster.
Güçlüysen… Hazırsan… İyiysen… işe yarayacaksın.
Ankaragücü’nün şu anda ihtiyacı olan şeylerden biri de bu.
Birbirine destek olan, hata yaptığında toparlanan, gol yediğinde dağılmayan ve maçın sonuna kadar oyunun içinde kalan bir takım görüntüsü.
Daha ikinci haftadayız.
Bunu özellikle söylemek gerekiyor.
Sezon daha çok uzun.
Bugünden “Bu iş bitti” demenin hiçbir anlamı yok.
Ama iki haftada yaşananları da görmezden gelemeyiz.
Çünkü iki maçta iki kez son dakikada kaybediliyorsa, bunun üzerinde ciddi şekilde durmak gerekiyor.
Teknik tarafıyla da…
Mental tarafıyla da…
Oyuncuların sahadaki sorumluluğuyla da…
Kimsenin çıkıp “Her şey kötü” demesine gerek yok.
Ama “Her şey yolunda” demek için de ortada yeterli bir tablo yok.
Bir şeylerin değişmesi gerekiyor.
Hem sahada hem kenarda.
Ankaragücü’nün bundan sonra maçların sonunda “Yine olmadı” dedirten bir görüntüden çıkması gerekiyor.
Hedef sadece iyi mücadele etmek değil.
Hedef kazanmak.
Daha yolun başındayız.
Ama yolun başında yapılan hataları düzeltmek için de fazla zaman kaybetmemek gerekiyor.
Özgüven güzel şey.
İddia da güzel.
Kendine inanmak da güzel.
Ama sahada karşılığı yoksa hepsi sözde kalıyor.
Özgüven başka, sahada karşılığı başka.
