Telefonuma gelen mesajda; “Büyük Ankaragücü Ailesinin Değerli Delegesi Sayın İbrahim ÇELİK Aramıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz..” diyordu.
Ankaragücü’nü ilk canlı olarak izlediğim maç, 1974-75 sezonunda, Kayserispor maçıydı! Maç 0-0 bitmişti.
Yazı resminde de görülen maç kadromuz; Aydın Tohumcu, Erman Toroğlu, Adnan Sezgin, Müjdat Yalman, Melih Atacan, İsmail Dilber, Sadık İşcanoğlu, Tahsin Ünal, Bayram Özen, Ayhan Akbin ve Ali Osman Renklibay şeklindeydi.
Maçı izlediğimde biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Çünkü mahallede birçok arkadaşım 3 İstanbul takımlıydı. Ama Ankaragücü beni mahallede hiç mahcup etmemişti! O yıl, GS ve Trabzon’u yenmiş, FB ve Beşiktaş Jimnastik ile berabere kalmıştı. Yani takım çok iyi olduğu halde, Kayseri maçında isteksiz oyunuyla berabere kalmıştı. Üstelik Ülkemizi Avrupa’da temsil eden bir takımdı.
Çocuk aklı ya, biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Oysa Ankaragücü, parçalamalı, 15-20 tane gol atmalıydı. En büyük oydu benim için..
Dedik ya, çocuk aklı işte! Ölçü farklı olabiliyor! Yenmesi, yenilmesi duygularımızı çok etkileyebiliyor!..
Maç Cebeci stadında oynanmış ve Rahmetli Osman eniştem ve ağabeylerimle gitmiştik. Maçtan sonra Acem51 de çay içmiştik. Benim için yıllardır aklımdan çıkmayan önemli bir gündü…
Önden gidenlerin tümüne Allah rahmet eylesin…
Benim, eniştemin, ağabeylerimin, kardeşlerimin, yeğenlerimin aklımız erdiği günden itibaren, hiç vaz geçmediği bir sevdamızdı Ankaragücü! İşte o sevdamızı şimdi “delege” olarak perçinledik.
Artık “sevdamızın” yönetimini, ben seçeceğim! Yanlış giden bir şey varsa, gerekli hukuki mekanizmanalar vasıtasıyla hesap sorma hakkım var!
Size de tavsiye ederim. Güzel bir duygu. Zaten yıllardır, şikâyetlerin bitmeme nedeni de bu değil mi? Kulüp hakkında (hukuki anlamda) söz sahibi olamamak değil mi?
O nedenle, fırsat varken olun ki; yıllardır babalarının çiftliği gibi kulübe çöken, zarar veren kişileri meşrulaştıran, yapay zihniyetli delegelerden de kurtulmuş oluruz! Fena mı? (öz ve has delegelerimiz müstesnadır)
Zaten o yüzden değil mi? Dün birçok kötülüğe ses çıkarmayıp, bu gün farklı konuşanlar var! Sanki yeni yönetim (teşbihte hata olmasın) gelirken “cennette köşk” vadetmiş! Yâda, teslim aldığı kulüp güllük gülistanlıkmış, bir sorunu yokmuş gibi konuşanlar var! Kulüp başkanına hitap ederken haddini aşanlar var!
İşte o yüzden, delege oldum, söz sahibi oldum! Boş konuşanlara meydanı bırakmamak için.
Şunu da, belirtmek isterim ki, delegeliğim başladığı günden itibaren kanuni her türlü hakkımı kullanacağımı ve bundan da çekinmeyeceğimi ilan ediyorum. Bu söylediklerimin “icraat safhasını” beni tanıyanlar bilirler, bilmeyenlere de tebliğ etmiş olayım.
Bu konudaki son sözüm de, önceki söylediğim söz olsun; delege olun, söz sahibi olun! Yıllardır, bu kulüp için kendini paralayan ama sesini duyuramayan “öz has” delegelerimizi yalnız bırakmayın.
Vesselam
