Öz Eleştiriye Düşmandan Başlanmaz!
Başlığıma (hafızam beni yanıltmıyorsa, bir makalesinde okuduğum) büyük fikir adamı, Rahmetli H. Nihal Atsız’ın bir sözüyle başladım; “öz eleştiriye düşmandan başlanmaz..”
Çünkü Ankaragücü camiasının yaptığı en önemli (ölümcül) hatanın nedeninin izahı, tek cümleyle ancak böyle açıklanabilirdi!
Yıllardır bu camia, hep acı ve sıkıntıyla uğraşır. Bir türlü rahata ermez, bazı zamanlar biraz ümitlenir! Ama sorunun esasına uygulanan bir tedavi olmadığı için aynı yere geri döner.
Niye derseniz! Sorunun kaynağı olan hususu, herkes bildiği halde; bir türlü o “kaynak” kurutulmaz ve gereği yapılmadığı için de hep “onlar” kazanır.
Aslında bu sorun, tüm dünya “spor kulüplerinin” hepsinde var! Kiminde çok fazla, kiminde ise (yönetimlerin gücünden kaynaklı) çok fazla etkin değiller.
Neden mi bahsediyorum? Tabii ki, (genelde tribünde olan) kulüplerin sırtındaki rantçı kenelerden bahsediyorum. Dolayısıyla, Ankaragücü’nün kronik “hastalığından” söz ediyorum!
Önceki yazılarımın birinde (lüzumuna binaen başlıklı) şöyle bir ifadem var;
“Şu an “geleneksel” bir şekilde, bu şehrin takımı, tüm paydaşlarınca (yönetim, oyuncu, hoca, taraftar) şehre eziyet ediyor!
İstisnasız; Sabri Mermutlu’nun Başkanlığı bıraktığı 1981 yılından bu yana, pek iç açıcı olmamış, (genelde) inişli ve çıkışlı bir süreç yaşamıştır.
Bu sürecin bu derece acı verici olmasının en önemli paydaşı, maalesef ki, maalesef biz taraftarlar olmuştur! Kendi içimizde, zor zamanlarda çıkış aklı olacak “entelektüel” bir profil oluştur(a)mamışız ve savrulan yapraklar gibi, bahta, kadere teslim olarak hep oradan, buraya savrulmuşuz!”
Altta yazacağım bu cümleleri her platformda dile getirdim, getirmeye de devam edeceğim!
1986 yılında, zamanın Başbakanı Turgut Özal’ın telkinleriyle, Ülkenin en zenginlerinden, Çarmıklı Holding’in sahibi Nurettin Çarmıklı kulüp Başkanı oldu! Çarmıklı, 1990 yılına kadar Kulüp Başkanlığı yaptı.
Çarmıklı’nın Başkanlığı bırakmasında en önemli etken; Ankaragücü tribünleri tarafından maçlarda, eşine ve kızına edilen küfürlerdi ki, bunu bizzat bir yakınından duymuştum.
Edilen küfürlerin temelinde yatan en önemli neden neydi biliyor musunuz? Evet! Tahmin ettiğiniz gibi, bazı “etkin kişiler” tarafından istenen avantanın verilmemesi!
Şimdi, bu olaylara şahit olan kişiler şunu diyebilir; “kardeşim, o kadar paraya, o kadar ihtişama rağmen doğru dürüst bir başarı yoktu! Biz de protesto ettik” diyebilir.
Bu savunmaya bir şey diyemem! Ama göz ardı edilemeyecek husus tam da, “protestonun” yöntem biçimidir. Çünkü o yöntem, daha sonra potansiyel Kulüp Başkanı adaylarına önemli bir referans olması ve o kişilerin camiadan uzaklaşmasıdır. Kötü niyetli kişilerin, iyi niyetli insanların “iyi niyetli protestolarını” manipüle edip (bu gün olduğu gibi) kendine çıkardığı yüklü miktarda avantalarıdır!
Zaten 1990 yılından sonra, hep aşağı doğru giden bir istikrar çizgisine sahip olduk. 1997 yılına kadar gelenler, camianın içinden gelmediler; “siyasilerin” araya girmesiyle geldiler! Bu da, kulübü kendi kendine idare edecek, ayakta duracak makul bir yapı oluşturamadı.
Çarmıklının kulübü bırakması sonucu, hep idareten yönetimler oluştu. Hatta bir ara, kimse talip olmadığından MKE Genel Müdürü Başkanlık yaptı.
Daha sonra birileri çıktı, bu kaosu fırsat bilip kulübe ele geçirdiler! Amcasını, yeğenini, kayınçosunu, eniştesini delege yaparak, 12 yıl bu kulübü babalarının çiftliği gibi kullandılar. E, tabi bunun bir de, tribün ayağı vardı! Hep beraber yediler, içtiler. Ev aldılar, araba aldılar, “alınlarının teriyle” kazandıkları bu “kazançlarıyla” evlerine ekmek götürüp, çocuklarını okutup büyüttüler!
Geçenlerde Milli Sporcumuz Hakan Çalhanoğlu ile ilgili bir haber dikkatimi çekti.
Haber;
“İtalya’da Eylül 2024’te Milano Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Inter ve Milan taraftar gruplarının, yasa dışı mafya gruplarıyla ilişkilerinin olması ve yasa dışı bazı faaliyetlere giriştikleri şüphesiyle başlattığı soruşturmaya dayanarak, spor hukuku açısından kendi incelemesini yapan İtalya Futbol Federasyonu (FIGC), bugün ilk cezalarını açıkladı.
FIGC, Birinci Futbol Ligi (Serie A) takımlarından Inter’in teknik direktörü Simone Inzaghi ve oyuncusu Hakan Çalhanoğlu’na, kulübün taraftar grubuyla spor hukukuna aykırı münasebetleri dolayısıyla 1’er maç men ve farklı miktarda para cezası verdi.
FIGC’ın belirlediği kurallara göre sezon başladıktan sonra futbol profesyonellerinin taraftar gruplarının temsilcileriyle görüşmemesi gerekiyor.” Şeklindeydi.
(Hakanın savunması; ülkemizde yaşanan deprem felaketini tribünde anmaları nedeniyle teşekkür mahiyetinde olduğu açıklandı)
İtalya’dan aktardığım bu haberin içeriği ile yaptığım araştırmada, böyle bir yasaya neden ihtiyaç duyulduğunu anlamaya çalıştım.
İtalya’da uzun süre yaşamış ve orada sporla uğraşmış bir dostumun anlattıkları şöyleydi;
“Baştan söyleyeyim, “bedava bilet” olayına şahsi olarak olumlu bakmasam da, prensip olarak bir şey diyemem! Neticede, o stadı “ateşleyecek” tecrübeli kişilere ihtiyaç duyulmakta ve bu kişilere de, ücretsiz bilet yâda kombine verilmesi bir derece normaldir.”
Sorun olanı, bu bilet yâda kombinelerin (o kişilerce) satılmasıdır. Bu “satış” işlemi de, bazı kişilerin geçim kaynağı olmuş, buradan edindiği maddiyat ile servet düzeyinde meblağlar elde etmişlerdi.
Kulüp taraftarlarının tanıdığı “amigoların” kimisi, gece kulüpleri, kumar, uyuşturucu gibi alışkanlıklarda harcayarak! Kimisi de, çevresini beslemek suretiyle, kendine “ücretli elaman” duvarları örerek mafyatik bir yapıya bürünmüşlerdi!
Haliyle, yapı büyüdükçe, her seferinde “daha çok” isteyerek, bu “rant” olayı son dönemlerde artık, iyice çığırından çıkarak iğrençleşmişti!
Öyle ki, “bedava bilet” yetmemeye başlamış! Yapılan yüz yüze “pazarlıklarla” iş, elden ödenen paralar ve milyon dolarlık daireler, arabalara dönmüştü.
Bu “profesyonel taraftarlar” (bazı) kulüp başkanı adaylarıyla da, irtibat kurarak; bazen şahsını destekleyici organizasyonlar yapmışlar! Bazen de, bunu mevcut yönetime şantaj olarak kullanmışlar, neticede kazananlar hep onlar olmuşlardı.
Şahıslar o kadar işin profesyoneli olmuşlardı ki; “iyi niyetli taraftarların” kulübe karşı haklı tepkilerini manipüle ederek, “pazarlıkta” el yükseltiyorlardı.
Tabi, diğer adayın kapısına da giderek, “bak biz senin önünü açıyoruz” diyerek, çift taraflı bir kazançtan söz etmek mümkün!
Bunlar, Futbolculardan da avanta istiyorlardı! Vermeyenleri ise, sahada yaptıkları en küçük hatada ıslıklıyorlar, istenmeyen adam ilan ediyorlardı.
İşte bu ve benzer nedenlerle, İtalya Futbol Federasyonu böyle bir yasa çıkardı” demişti!
Dediğim gibi, İtalya ve benzer ülkelerde bu tür sıkıntılarla karşılaşmak mümkün! Bizim kulüpte, buna benzer şeyler var mı? Yok mu? Onu da sizin takdirinize bırakıyorum.
Peki, bizim (ülkemizin) böyle bir yasaya ihtiyacı var mı?
Hem de, gereğinden daha fazla ihtiyaç var. Çünkü düzen kokuşmuş ve zıvanadan çıkmış vaziyette.
Ankaragücü’nün bu duruma gelmesinin en önemli faktörü de budur!
Bakın bir daha söylüyorum;
Bu duruma gelmemizin 1. (birinci) nedeni ne yönetimdir! Ne Futbolculardır! Ne Hocalardır! En büyük en önemli sorumlusu tribünlerdir!
Bir yerde, haksızlık da etmek istemem. Camianın, zor zamanlarında “çıkış aklı” olabilecek, gerektiğinde Kamuoyu/ Devlet nezdinde lobiler yapabilecek; “entelektüel akıl” var mı? Gördüğümüz kadarıyla yok! Varsa da, itibar eden yok. (Örneğin Meriç Enercan gibi) Olanlara da biz sahip çıkmıyoruz!
Yahu kardeşim, bir camia buna nasıl dayanır? Neden tepki vermez? 9 (dokuz) tane irili ufaklı GURUP var yahu! Kulübün gündemini, geleni, gideni bunlar belirliyor. Futbolcunun, hocanın iyi mi, kötü mü olduğuna bunlar karar veriyor. Gece gündüz menejerlere beddualar ediyoruz! Bunun “işbirlikçi ortakları” yok mu?
Aklıma getirmek istemiyorum da, bu kadar gurubu finanse edenin Kulüp olduğunu düşünüyorum da, işin içinden çıkamıyorum. Umarım öyle bir ilişki yoktur(!)
Bu yapıdan şikâyet eden birçok yönetim gördüm! Ama bunlarla mücadele eden bir Başkan gördüm! O da, Mehmet Yiğinerdi! Kendisinin, 2019 yılında yaptığı bir konuşma var. Bulun internetten ve izleyin. Bu yazdıklarımın eksiğini değil, fazlasını bulacaksınız.
Tabi, Mehmet Başkanın iletişim tarzını ben de eleştiriyorum. İşte, o iletişim tarzı yüzünden kendini iyi ifade edemedi. Hele bir de, son kurultayda Ali İhsan kardeşimizle yaşanan tatsız olayı da eklersek. Sonucun pekiyi olduğu söylenemez.
Ama bu sorun ne olursa olsun, camia Mehmet Başkana hak ettiği desteği ver(e)medi ki, bunda kaybeden yine Ankaragücü oldu! Bahse konu rantsal sorun iyice kangren oldu ve vücudun tümünü sardı, kanser oldu!
Bu güne geldiğimizde, haftaya Genel Kurul var. Mehmet Yiğiner aday olur mu? Bilemiyorum! Olmazsa da, ona edebileceğimiz tek bir kelime yok.
Ama olursa, görmek istediğim hususlar:
- Tüm bir tek (sağ yâda sol) kale arkası hariç diğer tribünlerde guruplaşmanın yasaklanması.
- Ücretsiz kombinenin en cüzi sayıya düşürülmesi ve asla satışı/ devri olmaması.
- Gerekli düzenleme sağlanmadığı sürece deplasman desteğine bir süre ara verilmesi,
- Bir ara Okullarda (futbolcularla) yapılan ziyaretlerin tekrar başlanması.
- Delege ve üyelik sisteminin herkese açık olması ve buna (manipülasyonlara karşı) uygun düzenlemeler yapılması (üye olan kişi 1 yıl seçime katılamaz v.b.)
- Eski futbolcu ve hocalardan oluşan bir danışma kurulu oluşması
Şeklinde, haddimiz olmadan tavsiyelerimiz bunlardır.
Umarım, bu düşüş bizim için hayırlı olur! Umarım bu köklü camia, hak ettiği yerlere ulaşır.
Hakkımızda hayırlısı…
Tekrar yazımızın başına dönersek; “öz eleştiriye düşmandan başlanmaz” sözümüzle neyi kastettiğimiz umarım anlaşılmıştır!
Yazımı Shakespeare’in bir sözüyle tamamlamak istiyorum;
“Kendi Başına gelen olaylardan ders alan kişiler ahmaktır!”
Olaylardan ders çıkarıp, aynı hatalara düşülmemesi temennisiyle;
Vesselam.

Ellerine sağlık hocam. Düşüncelerimize tercüman olmuşsunuz. Yazdıklarınızı teyit eden bilet olayları yaşadım. Anlatmaya yer yok. Ancak, bu konuları herkes biliyor, maalesef susuyor.
Kesinlikle katılıyorum sayın abim ama bizim gibi çıkarsız kombinesini alıp ankaragücü’nden başka takım bilmeyenler ne yapsın