Geçen yazımızda, Ülkemizde, adına futbol denilen, herkesin bildiği ama ifade etmediği bazı hususları, farklı bakış açısıyla sunarak, bir girizgâh yapmıştık.
Söz konusu “garabeti” günlerce yazsak, yine de eksik kalacağı kesindir. Ne var ki, bu yazımızda, konuya zorunlu bir ara vererek, acil bir konuyu yazmamız icap etti.
Fakat size şimdiden söyleyeyim; çok ilginç olayları, daha farklı bir bakış açısıyla, kapsamlı bir yazı hazırlıyorum ve nasip olursa bir dahaki yazımızda onu sizlere arz edeceğiz.
Zorunlu ara vermemize neden olan konuya gelirsek;
Her şehir, orada yaşayanlar için farklı anlamlar ifade eder! Yaşadığı acılar, sevinçler, kazançları, kayıpları; bahse konu “anlamları” derinleştirir.
Ben Ankara’da doğdum. İlk nefesimi orada aldım, ilk orada konuştum, ilk defa orada ağladım, ilk orada güldüm, ilk orada yürüdüm, ilk orada yere düştüm, beni yerden kaldıran ilk eli orada tanıdım, ilk orada okudum, ilk orada yazdım, ilk orada âşık oldum, ilk orada terk edildim, ilk orada güvendim, ilk orada kandırıldım..
İlk şiirimi orada yazdım;
“… para attım ikimiz için; yazı gelirse çok seviyor, tura gelirse az seviyor.. Dedim ki, tura be.. Dik geldi!..”
Hâsılı, Ankara benim için anlamı çok fazla olan bir yer. Doğrudur, dışardan gelen için sıkıcı, karanlık gelebilir! Haklıdır, çünkü yukarıda saydıklarımdan birini yaşamış olsa daha farklı düşünebilirdi. O yüzden, bizim için Ankara, sadece bir şehir değil, hayatın bütününe yansıyan ve anlamlandıran anılar toplamıdır.
Bu saydıklarımın yanında bir de, Ankaragücü var..
Genelde, geçmişe baktığında hemen hemen acıdan başka bir şey vermese de, Ankaragücü’nü bizim için vaz geçilmez yapan özelliği, elbette (mazoşist olmamız) değildir! Çünkü Ankaragücü bizim için bir İDEOLOJİDİR!
Öyle bir ideoloji ki; temeli Çanakkale’den başlayan, Kurtuluş savaşıyla devam eden bir İmalat-ı Harbiye fikriyatıdır. Bu yazdığım bir hamaset değildir. Altı oldukça dolu; “haksızlığa, ezilmişliğe, sahteliğe, adaletsizliğe” isyanın, baş kaldırının oluşturduğu bir fikriyat. (ilerleyen zamanda bu fikriyat ile ilgili bir yazı yazacağım, çünkü önemli bir konu)
Şu an “geleneksel” bir şekilde, bu şehrin takımı, tüm paydaşlarınca (yönetim, oyuncu, hoca, taraftar) şehre eziyet ediyor!
İstisnasız; Sabri Mermutlu’nun Başkanlığı bıraktığı 1981 yılından bu yana, pek iç açıcı olmamış, (genelde) inişli ve çıkışlı bir süreç yaşamıştır.
Bu sürecin bu derece acı verici olmasının en önemli paydaşı, maalesef ki, maalesef biz taraftarlar olmuştur! Kendi içimizde, zor zamanlarda çıkış aklı olacak “entelektüel” bir profil oluştur(a)mamışız ve savrulan yapraklar gibi, bahta, kadere teslim olarak hep oradan, buraya savrulmuşuz! (çuvaldızı kendimize batırmalıyız)
Bunun bir çözümü var mıdır? Elbette vardır! Buna ilerleyen zamanda değineceğiz.
Ama şimdi acil bir durum söz konusu. Bu takım, son 3 haftada en az 7 puan alması gerekiyor. Şayet alamazsak, bizi neler bekliyor; bu yazımızın esas konusunu teşkil etmektedir.
Yazımızın tanıtım resmine bir göz atmanızı istiyorum. O günü yaşayanlar net olarak hatırlayacaklardır ama ben yine de, hatırlamayan/ bilmeyenler için bir daha hatırlatayım;
Yer Gümüşhane ve Gümüşhanespor, Ankaragücü maçının 55. Dakikası… Biri lig 1. si, diğeri 2. ve 2. olan 2-1 galip. Mağlup olan takım var gücüyle saldırıyor. O sıra, sahalarda pek rastlanılmayan bir olay gerçekleşiyor; Devletin Maliye Bakanı, üstünde Gümüşhanesporun atkısıyla 35-40 kişilik heyetiyle sahaya dalıyor… Maç duruyor…Tabi ondan sonra maç kopuyor! Ne konsantrasyon kalıyor, ne enerji kalıyor ve maç 2-1 bitiyor.
Tabi, burada ne Değerli Gümüşhaneli futbol severleri eleştiriyoruz ne de, futbol konusunda hiçbir birikimi olmayan olaya tamamen “siyasi” bakan Sn. (zamanın) Maliye Bakanını eleştiriyoruz. Biz sadece, bizi bekleyen şeylerin fragmanını hatırlatıyoruz!
Yalnız, sadece bizi bekleyen bu değil; Denizli Protokol Tribününde, “Kulüp Başkanı Mehmet Yiğiner’in 1 yıl hak mahrumiyeti aldığı olayın başlangıcında tahrik amaçlı; “küfür edip, kafa göz dalmayı bekleyenler” var!
Yaşanması mutlak birçok örnekleri yazabiliriz! Zaten bunların kat be kat fazlasını yaşayan kişilerden bazıları çevrenizde vardır. Sorun onlara, onlar size anlatsın. Bizimki, sadece hafıza tazelemeden ibaret…
Bu hatırlamadan sonra; bir seslenişte bulunmak istiyorum;
Bu son 3 haftada, en az 7 puan, temennimiz 9 puan alınabilmesi için, tüm tribünlerin hep birlikte organize bir şekilde takımı desteklemesini bekliyoruz. Geçmiş zamanlarda yaşanmış bazı nahoş ve istenmeyen şeylere bakmadan!
Buna mecburuz! Gecekondu mecburdur! Maraton mecburdur! BEÇ mecburdur! Sol- Sağ Kapalı mecburdur!
Mecburuz çünkü evlatlarımıza, yeni yetişenlere bir Ankaragücü bırakmak mecburiyetindeyiz! Bize bırakanlar, iyi-kötü bir şey bırakmışlarsa; biz de, arkamızdan gelenlere bir şeyler bırakmaya mecburuz.
Haydi, geçmiş geçmişte kalsın, egomuz, kızgınlığımız, küskünlüğümüzü 3 hafta erteleyelim! En doğru, en isabetli yöntem neyse onu bulalım ve bu takımı yeniden diriltelim.
Sonrasına, sonra bakarız.
Vesselam…

Bütün tespitlere katılıyorum. İlaveten Ankaragücü ‘nün kendine verdiği zararı başkası vermemiştir. Zaman destek zamanı.