Milli ara, Tedesco’ya kısa ama değerli bir nefes alanı açtı. Bu süreyi iyi değerlendirdi, kadroda taşları yerli yerine koydu. Orta alanda Alvares ve İsmail birlikte denge kurdu, Asensio’nun öne çıkışıyla takım topa hükmeden, temposunu koruyan bir kimliğe büründü. İlk yarıda her şey sistemliydi; pas trafiği düzenli, oyun akıllı, skor da hak edilmişti.
Ne var ki, devre arasından sonra sahne tamamen değişti. Karagümrük, ikinci yarıya bambaşka bir karakterle çıktı. Topa daha çok dokundu, daha sert oynadı, daha fazla risk aldı. Fenerbahçe ise geriye çekildikçe oyunu da kontrolü de kaybetti. Talisca topu ileri taşımakta zorlandı, kanatlar savunmaya dönemedi, pas zinciri koptu.
İlk yarının o akıcı yapısı, yerini dağınıklığa bıraktı. Karagümrük cesaret kazandıkça tehlikeler arttı. Direkten dönen top, Tarık’ın refleksleri, santimlerle iptal edilen gol… Hepsi aynı mesajı veriyordu: Fenerbahçe’nin oyunu kırılgan, direnci düşük. Tribünlerin de tepkisi bu gerçeği daha görünür hale getirdi. Alkışlar kesildi, ıslıklar başladı.
Tedesco maçtan sonra “Rakip kaçırınca geri çekildik” dedi. Bu cümle aslında sadece bu maçın değil, son haftalardaki zihinsel düşüşün de özeti gibiydi. Büyük takım refleksi yok artık. Bir gol kaçınca panikleyen, öne geçince temkinli oynamaya çalışan bir ekip… Sorumluluk almak yerine topu uzaklaştırmayı tercih eden bir anlayış.
Karagümrük ise telaşsızdı. Planından sapmadı, sabırla bekledi. Oyunu genişletti, yetenekli ayaklarını devreye soktu. Balkovec’in kırmızısı Fenerbahçe’nin elini rahatlattı belki ama oyundaki kırılgan görüntüyü perdeleyemedi.
Geride iki güçlü kare kaldı: İsmail Yüksek’in bitmeyen mücadelesi ve kaleci Tarık’ın kritik kurtarışı. Skor güzel ama görüntü kırılgan. Gerçek sınav, Stuttgart karşısında verilecek. Eğer orada da aynı tedirginlik hissedilirse, bu galibiyetin değeri yalnızca kâğıt üzerinde kalacak.
